Türkiye Büyük Millet Meclisi Dilekçe Komisyonu’na bağlı İlköğretim ve Ortaöğretim Kurumlarında Akran Zorbalığının Araştırılması ve Alınabilecek Önlemlerin Belirlenmesi Alt Komisyonu tarafından hazırlanan kapsamlı rapor, çocuklar arasındaki zorbalık vakalarının ciddiyetini ortaya koydu. Komisyon tutanakları, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) sunumları ve TÜİK Türkiye Çocuk Araştırması verileriyle derlenen bu çalışma, geleneksel zorbalığın yanı sıra, günümüzün en büyük tehditlerinden biri olan siber zorbalık riskini de mercek altına aldı.

Çocukların Yüzde 13,8'i Zorbalık Mağduru

Raporun çarpıcı bulgularına göre, 6-17 yaş grubundaki çocukların yaklaşık yüzde 13,8'i akranları tarafından çeşitli zorbalık eylemlerine maruz kalıyor. Bu zorbalık biçimleri arasında en yaygın olanı ise alay edilme olarak belirtiliyor. Çocukların yüzde 7,2'si kasıtlı olarak sosyal gruplardan dışlanırken, fiziksel şiddete uğrayanların oranı yüzde 4,4 civarında seyrediyor. Özellikle işlevsel zorluk yaşayan çocuklarda durum daha vahim bir tablo çiziyor; görme, duyma, yürüme, öğrenme, iletişim kurma veya öz bakım gibi alanlarda güçlük çeken çocukların zorbalığa uğrama oranı yüzde 27'ye kadar çıkabiliyor.

Her Çatışma Zorbalık Değildir

Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, akran zorbalığının çocukların sıradan anlaşmazlıklarıyla karıştırılmaması gerektiğine dikkat çekti. Tarhan, “Öncelikle zorbalığı doğru tanımlamak gerekiyor. Çocuklar ve ergenler zaman zaman tartışabilir, kavga edebilir, bir süre sonra da barışabilirler. Her tartışmayı, her ses yükseltmeyi veya çocuklar arasındaki her anlaşmazlığı akran zorbalığı olarak değerlendirmek doğru değildir. Bir davranışın zorbalık olarak tanımlanabilmesi için kasıtlı olması, tekrarlayıcı olması ve taraflar arasında bir güç dengesizliği bulunması gerekir. Planlı, sistematik ve karşı tarafı ezmeye, sindirmeye veya dışlamaya yönelik bir davranış varsa burada zorbalıktan söz ederiz.” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Tarhan, zorbalığın sadece fiziksel şiddetten ibaret olmadığını, alay etme, lakap takma, hakaret, tehdit gibi sözel davranışların yanı sıra dedikodu çıkarma, gruba almama, kasıtlı olarak yalnız bırakma gibi ilişkisel zorbalık biçimlerinin de bulunduğunu belirtti.

Çocuğun Değişen Davranışları Önemli Bir İşaret

Zorbalığın fark edilmesinde ailelerin ve öğretmenlerin rolüne vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan, çocuğun yaşadıklarını doğrudan dile getirmeyebileceğini söyledi. Tarhan, “Çocuk çoğu zaman ‘Bana zorbalık yapılıyor’ diye gelip söylemez. Özellikle eleştirilmekten, suçlanmaktan veya ‘Sen de karşılık verseydin’ denmesinden korkuyorsa yaşadıklarını içine atabilir. Daha önce severek okula giden bir çocuk okula gitmek istemiyorsa, sabahları karın veya baş ağrısı gibi yakınmalar geliştiriyorsa, ders başarısı düşüyorsa, içine kapanıyorsa, arkadaşlarından uzaklaşıyorsa, odasına kapanmaya başladıysa, uyku ve iştah düzeni değiştiyse bunun arka planına bakmak gerekir. Okul reddinin arkasından kimi zaman akran zorbalığı çıktığını görüyoruz.” şeklinde konuştu. Çocukla empati kurarak konuşmanın önemine değinen Tarhan, “Niye konuşmuyorsun, sana ne oldu?’ diye herkesin içinde çocuğu sıkıştırmak yerine, birebir konuşup ‘Senin için yapabileceğim bir şey var mı, anlatmak ister misin?’ denilmelidir. Çocuğu konuşturmanın yolu konferans vermek değil, yatay ilişki kurmak ve onu gerçekten dinlemektir.” önerisinde bulundu.

Farklılıklar Hedef Haline Gelebilir

İşlevsel zorluk yaşayan çocuklarda zorbalık oranının yüksekliğini değerlendiren Prof. Dr. Tarhan, farklılıkların okul ortamında kolayca hedef olabildiğine dikkat çekti. “Özel yetenekli, sosyal iletişimde zorlanan veya takım ilişkilerine uyum sağlamakta güçlük çeken çocukların daha fazla zorbalığa maruz kalabildiğini görüyoruz.” diyen Tarhan, akademik zekası yüksek çocukların bile sosyal ipuçlarını okumakta zorlanabileceğini belirtti. Tarhan, “Diğer çocuklarla aynı biçimde tepki vermeyince önce farklı görülür, ardından alay konusu olabilir ve süreç zorbalığa dönüşebilir. Akademik zekâ ile sosyal ve duygusal beceriler her zaman aynı ölçüde gelişmiyor. Bu nedenle çocuğu yalnızca ‘utangaç’, ‘uyumsuz’ veya ‘garip’ şeklinde etiketlemek yerine sosyal iletişim becerileri açısından değerlendirmek gerekir.” dedi.

Zorbalığın Kökeninde Güç Algısı ve Empati Eksikliği Var

Zorbalığın temelinde yanlış bir güç algısının yattığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “‘Ben güçlüyüm, o savunmasız; o halde onu ezebilirim.’ Empati ve merhametin zayıfladığı ortamlarda farklı olan çocuk daha kolay hedef haline gelir. Bir başka önemli sorun da sessiz kalan öğrencilerin görünmez hale gelmesidir. Zorbalık yalnızca zorbanın ve mağdurun sorunu değildir; sınıfın tamamını ilgilendiren bir okul iklimi problemidir.” ifadelerini kullandı. Öğretmenlerin bu noktada önemli sorumluluk taşıdığını vurgulayan Tarhan, sınıf liderinin öğretmen olması gerektiğini belirterek, “İyi bir öğretmen sınıfındaki öğrencileri tanır; geride kalanı, sessizleşeni, dışlananı fark eder. Fakat bunu çocuğu herkesin önünde teşhir ederek değil, birebir ve empatik iletişim kurarak yapar.” dedi.

Zorbalık Yapan Çocuk da Etiketlenmemeli

Zorbalık yapan çocukların da sadece “kötü çocuk” olarak damgalanmaması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Her şiddet davranışı aynı zamanda bir mesajdır. Çocuğun hangi duygusal ihtiyacının karşılanmadığına, ailede nasıl bir iletişim gördüğüne, kendisini değersiz hissedip hissetmediğine bakmak gerekir.” dedi. Tarhan, sevginin az, baskının ve eleştirinin fazla olduğu ailelerde çocuğun şiddeti problem çözme yöntemi olarak öğrenebildiğini belirterek, “Ailede sıcak bir ortamın olmaması hem fail olmaya hem de kurban olmaya zemin hazırlayabiliyor.” uyarısında bulundu.

Siber Zorbalıkta “Güvenli Alan” Kalmıyor

Raporda siber zorbalık konusuna da özel bir yer verildi. Dijital platformlar aracılığıyla gerçekleştirilen zorbalık eylemleri, çocukların evlerindeki “güvenli alanlarını” bile ortadan kaldırarak, mağdurlar üzerinde daha derin ve sürekli bir etki yaratabiliyor.